Osmanlı’larda devlet anlayışı

            Whatsapp'ta Paylaþ

Osmanlılar, bir uç beyliği olarak tarih sahnesine çıktılar. Bu nedenle yönetim, ilk zamanlar, uç beyliğinin geleneklerine göre düzenlenmişti.  Yönetim, Osmanlı ailesine aitti  ve ailenin  başkanı, beyliğinde yöneticisiydi. Ancak, bey seçiminde, diğer beylerinde düşünceleri alınırdı.

 Osmanlıların,  kısa zamanda güçlü bir devlet kurmaları tesadüf olmayıp,  tutarlı bir devlet anlayışının sonucudur. Osmanlı Devleti, daha önceki Türk-islam devletlerinin kültürel mirasları üstüne kurulmuştu. Osmanlılar,  XIV. yüzyıla kadar, devlet yönetimi konusunda tecrübe birikiminden en iyi şekilde yararlandılar. Osmanlı Devlet anlayışında, Türk-islam devletlerinin ve Orta Asya geleneğinin etkisi bulunmaktadır. Bununla beraber  Osmanlılar,  gelişen zamana uygun olarak, merkez ve taşra yönetiminde, kendilerine özgü bir yöntem geliştirdiler.

Osmanlı Devlet’inde, devlet başkanı “padişah” idi.  Padişahlar, devletin mutlak hakimiydiler. İdari, askeri,  mali ve hukuki konularda geniş yetkilere sahiptiler.  Ancak, bu yetkilerini kullanırken,  kanunlara törelere, gelenek ve göreneklere uymak zorundaydılar. Padişahların sorumlulukları, daha önceki Türk devletlerinin hükümdarlarından farklı değildi.  Ülkenin topraklarını genişletmek,   halkın refah ve mutluluğunu sağlamak, padişahların başlıca göreviydi.  En önemli görevi ise, ülkede adaleti sağlamaktı. Osmanlı Devleti’nin, güçlü ve 600 yılı aşan bir süre varlığını devam ettirmesinde, ülkede sağlanan adaletin büyük bir rolü olmuştur.

Padişahın, bütün egemenlik gücüne sahip olması, Osmanlı  Devleti’nin  yönetim şeklini de belirlemişti.  Devlet, tam bir merkeziyetçilikle yönetilirdi.  Ülkenin bütün bölgeleri,  başkentten verilen emirlerle yönetilmekteydi.  Yöneticiler,  merkezden atanır ve denetlenirdi.  Aile içindeki bütün erkek çocukları, taht üzerinde eşit hakka sahiptiler.  Bu nedenle,  kimin padişah olacağı  hakkında XVIII. yüzyıl başına kadar kesin bir kural yoktu.  Erkek çocuklar arasında kimin tahta çıkacağı  konusunda,  devlet  adamlarının, ulemanın  ve askerlerin  tercihleri önemli rol oynamaktaydı.

Osmanlılardan önceki Türk devletlerinde  hükümdarlar,  ülkeyi,  kardeşleri  ve kendi çocukları arasında  paylaştırırdı.  Çünkü, onlar  da hükümdar  kadar egemenlik hakkına sahiptiler. Bu paylaştırma sistemi,  güçlü Türk devletlerinin bir süre sonra parçalanmasına ve yıkılmasına sebep oluyordu.  Bu nedenle  Osmanlılar, şehzadelere,  geniş yetkilerle büyük eyaletlerin valiliğini vermediler.  Osmanlı şehzadeleri,  ancak sancak beyi olabildiler.  Yetkileri de son derece sınırlıydı.   Ayrıca,  ülke içinde herhangi bir aileye  ve aşirete  imtiyaz tanınmadı.  Osmanlılar, Selçuklularda olduğu gibi,  bir bölgeyi fetheden komutanlara,  o bölgenin yönetimini vermediler.  Fetheden  kim olursa olsun,  alınan topraklar   mutlaka padişaha ait oluyordu.  Bu çeşit merkeziyetci uygulamalar sayesinde  devlet,  gelişti  ve güçlendi.

XIX.  yüzyılda  ilan edilen  Tanzimat Fermanı  ve Meşrutiyet,  padişahların  yetkilerini yeniden düzenleme amacı güdüyordu.  Bununla beraber,  gerek  Tanzimat ve gerekse Meşrutiyet  döneminde padişahlar, mutlak yönetim hakkını kullanmaya devam ettiler.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*