Ağrı nedir

            Whatsapp'ta Paylaþ

Ağrı

yazar resmi123Beden dokularında  rahatsız edici duyum.  Ağrısı olan bir  kişinin davranışlarını, bedensel, ruhsal  ve toplumsal  öğelerin  karmaşık etkileşimi olarak görmek gerekir. Söz gelimi, farklı kültürlerden  üyeler  ve bireyler arasında,   yaralanmaya  gösterilen  tepkide  farklılıklar  gözlenir.   Günlük yaşamda  ivegen [akut]   ağrı, kazayla  yaralanmaların  ya da basit  hastalıkların  verdiği  zararın  en aza indirgenmesinde  değerli bir işlev sayılabilir. Ağrı  duyma  yeteneği olmadan doğan  ya da bir hastalık sonucunda   bu duyumu yitiren kişiler,  farkına varmayacakları bir yaralanma durumunda  büyük tehlike altındadırlar.  Buna karşılık  cerrahi girişim, kazayla yaralanma  ya da  doğum sırasında  çekilen ağır ağrı,  solumayı, kalp  işlevlerini  ve kan basıncını [tansiyonu]  bazen ciddi sonuçlar doğurarak  etkileyen  tepkiler  ortaya çıkabilir.

İvegen  ağrı-sürekli duyulmaya  başlanırsa  ve belirli bir nedene bağlanmıyorsa etkili biçimde  tedavi edilmezse ya da tedavi sonucunda tam anlamıyla  ortadan kaldırılmazsa, süregen [kronik]  duruma gelebilir. Böyle bir ağrı tıbbi girişime oldukça dayanıklıdır  ve deyim  yerindeyse hastayı canından bezdirebilir.

Duyusal mekanizma;

Ağrının temel öğesi sinir sistemindeki yaraya duyarlı  sinir uçlarının geliştirdikleri duyusal uyarılardır. “Ağrıalıcı”  diye adlandırılan bu duyu organları, yaralı  ya da bir hastalıktan etkilenmiş dokuların  gönderdikleri mekanik, ısısal  ya da kimyasal uyarıları, omurga çevresindeki sinirlerle beyin merkezlerine ulaştıran uyarılara  dönüştürür. Ağrıalıcılar  deri içinde, kan damarlarında,  kaslarda ve kas çevresi liflerde,  deri altı dokularında, kemik dokularında, iç organlarda, vb, yerlerde bulunurlar.

Yaralanma  iki farklı tipte ağrıalıcıları  etkileyebilir . Bu  farklı ağrıalıcılar  “A-delta lifleri” ve “C lifleri”  diye adlandırılır. A-delta  lifleri hızlı,  keskin, kısa  süren, yeri açıkça belli ağrı duyumları üretirler. C lifleri,  yavaş, ama  sürekli biçimde, karmaşık,  çok rahatsız edici  duyumlar  gönderirler.  Söz gelimi,  ayak parmaklarının bir yere  vurulması  ya da üstlerine bir şey düşmesi önce bir anlık  ağrıya,  ardından uzun süren bir yanma duygusuna yol açar. Bir anlık ağrı, A-delta  ağrıalıcılarından, ağır ağır gelişen ağrıysa, C ağrıalıcılarından gelir. Yaralanma  gerçekleştiğindee, omurgayla ilgili tepkiler  [refleksler]  de harekete geçer.  Bu tepkiler ağrıalıcılar  ile omurga arasında çalışan hızlı uyarı-yanıt  devreleridir. Bu hareket ettirici  tepkiler,  kasların bir yaranın çevresini  sarıp,  kasılmalara yol açar. Kasılma  da,  yaranın ağrısına  eklenen kramp ağrıları  yaratır. Aynı biçimde, bazı başka  tepkiler de, yara çevresindeki  dokulardaki kanın küçük dolaşımını azaltır ve ağrıalıcılarla  temasa geçtiklerinde  ağrı duyumuna yol açarlar. Temelde  bu tepkiler, kan yitimini en aza indirgeyerek, yaralanan kişiyi korurlarsa da, aynı zamanda da ağrının artmasına neden olurlar.

Süregen ağrı;

Bazen bir yarayla  ya da hastalıkla ilgili ağrı, nedenin tedavi edilmesine karşın, bütünüyle ortadan kalkmaz.  Baş ağrısı  ya da başka ağrılar, görünürde bir neden yokken ortaya çıkar ve sık sık tekrarlar ya da asla yatışmazlar. Bu tür süregen ağrılar sanayileşmiş dünyanın temel sorunlarından birini oluşturur; ABD’de  nüfusun üçte birinin, yaşamının belirli bir döneminde tıbbi tedavi gerektiren kalıcı ya da sık sık tekrarlayan ağrılar çekmiş olduğu  istatiklerle  ortaya konmuştur. Ağrı sürekli olduğunda, duyumların doğası zamanla  değişir ve hasta  gün geçtikçe artan biçimde cesareti kırılmış, umudunu yitirmiş, kuruntulu bir insana dönüşme eğilimi gösterir. Ağrı çekenlerin başvurdukları, bir çok çare de, tıpkı reçetede yazılanlardan fazla ilaç kullanılması durumunda olduğu gibi, durumu kötüleştirmekten başka işe yaramaz. Batı ülkelerinde, çeşitli tıp dallarından  uzmanların, psikologların  ve sosyal hizmet görevlilerinin bir arada çalıştıkları, süregen ağrı tedavi klinikleri kurulmuştur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*