GÖNÜL SOHBET İSTER KAHVE BAHANE

            Whatsapp'ta Paylaþ
Gönül kahvesi

Gönül kahvesi

Kahve… Nam-ı diğer Türk Kahvesi…

Bir çoğumuz için güne başlayabilmenin yegane unsuru. Uyanabilme kapısının mahir ve bir o kadar da lezzetli anahtarı…

Sadesi, az şekerlisi… Hele de “orta” olanı… Tiryakisi şekerlisini pek sevmez ama şeker düşkününe göre “şekerli”si… Ne büyük tiryakilik ve ne büyük bir kültürdür kahve kültürü.

Değirmeninden cezvesine varana kadar ne inceliklerle hayatımızda yer almış ve hikayelere, romanlara filmlere konu olmuştur. Dedik ya ne büyük bir kültürdür diye, bir içecek, hele de bizde yetişmeyen bir içecek kültürümüzün başköşesine kurulmuşsa, bilin ki onda bir iş var.

Tat mı? Lezzet mi? Zevk mi? Her birine verilecek tek bir cevap var: Muhteşem…

Ama gelin görün ki, kahvenin asıl düşkünlük yapan, tiryakilik yaratan bileşeni bunlar değil. Kahve çok başka bir şey. Kahve lezzetten öte bir seviye. Kahve, yapanın elinden içenin damak tadına varıncaya kadar binbir çeşit olsa da bunlarla tarifi mümkün olmayacak kadar karmaşık bir çekirdek.

Çekirdek evet…

Yemen’den gelir der türkü ama şimdilerde yolu daha uzak. Ta Brezilya’lardan geliyor. Bizde yetişen bir türü yok kahvenin. Ama bizim kadar aşina, bizim kadar tiryaki başka bir millet zor bulunur. Adına bile işlemişiz adımızı, Türk Kahvesi demişiz, daha ne olsun.

Ama işte asıl can alıcı noktası da burası herhalde. Türk kahvesi, ritüeli, ikramı, pişirme tekniği, kıvamı, şeker miktarı ya da sadeliği ile göreni, koklayanı baştan çıkarsa da her halde asıl sohbeti, muhabbeti ile gönüllerdedir, dillerde damaklardadır.

Sohbetsiz kahve hele de kahvesiz sohbet düşünebiliyor musunuz? Sabah kahvesi der koştururuz. Akşam kahvesi der koştururuz bir dostun yanına.

Boşuna değil ya başlıkta yer alan ve dillere pelesenk olmuş olan ifade: Gönül sohbet ister, kahve bahane.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*